İş cinayetlerini durduracak olan örgütlü gücümüzdür!

Sermaye devletinin gerek iş güvenliği konusunda, gerekse iş cinayetleri karşında tutumu sınıf kimliğine uygun bir şekilde kapitalistlerden yanadır. Biz bunu Soma’da madenciye atılan tekmeden, iş cinayetlerinin dava süreçlerinden, işçiye kölelik patrona teşvik getiren yasalardan biliyoruz. İşçi ve emekçilerin, karşısındaki bu örgütlü katliam şebekesine karşı örgütlü bir sınıf haline gelmesi gerekmektedir. Sınıfa dönük saldırılara karşı koymanın, iş cinayetlerini önlemenin başka yolu yoktur.

3 sene önce, 6 Eylül 2014’te Mecidiyeköy’deki Torun Center’da 10 işçinin yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan bir iş cinayeti meydana gelmişti. Bakımı yapılmayan ve iş güvenliği şartlarını sağlamayan asansöre inşaat malzemeleri ile bindirilen işçiler, asansörün 32. kattan düşmesiyle hayatını kaybetmişti. Bu işçi katliamı öncesi, Nisan ayında yine Torun Center inşaatında ve yine asansörün düşmesiyle 19 yaşında genç bir işçi yaşamını yitirmişti. İş cinayetlerine alıştırılmış, fıtrat belletilmiş bu toplumda Erdoğan Polat’ın katledilmesi pek duyulmamıştı. Ancak 10 işçinin birden katledilmesi toplumda yankı uyandırmış, eylemler düzenlenmiş, sermaye devleti ve Torunlar GYO üzerinde toplumsal bir baskı oluşturulmuştu.

Torun Center işçi katliamı ardından işletilen hukuk süreci ise düzen hukukunun karakterini gözler önüne serecek nitelikte. Dava süreci duruşmaların sürekli ertelenmesi ve sanıkların tahliye edilmesi şeklinde özetlenebilir. Proje müdürü, asansör firmasının teknik sorumlusu ve teknikerleri tutuksuz yargılanırken, iş güvenliğini denetlemek zorunda olan Çalışma Bakanlığı ve TOKİ yetkilileri hakkında yürütülen soruşturmaya takipsizlik kararı verilmişti. Gelinen aşamada Torun Center davasında asıl suçlular “somut delil bulunamadığı” gerekçesiyle beraat etti ve dava, kalan sanıkların da büyük çoğunluğunun tutuksuz yargılandığı bir yargı oyunu şeklinde devam ediyor. Katledilen işçilerin avukatları davanın “olası kast” suçundan görülmesini isterken, dava “bilinçli taksir”den açılmış durumda.

Ayrıca dava sürecinde, Torun Center işçisi ve hayatını kaybeden işçilerin arkadaşı, “Onlar öldü, ben ölmedim. Arkadaşlarımı savunmak için geldim. Şikâyetçiyim, davaya katılmak istiyorum” diyen Hüseyin Gündoğdu’nun müdahil olma talebi de dahil olmak üzere, avukatların, siyasi partilerin, kitle örgütlerinin, ölen işçilerin akrabalarının, sendikaların davaya müdahillik talepleri hep reddedildi. Müdahillik taleplerine sanık avukatlarından Hasan Girit’in “Hüküm kuruluna kadar tüm sanıklar suçsuzdur. Dolayısıyla suçsuzluk ilkesi gereğince yargılamayı etkileyecek, ortalığı bulandıracak faaliyetlerde bulunmamaya dikkat etmeliler. Suçsuzluk karinesine en çok hukuk örgütleri ve milletvekili olduğunu iddia ederek katılanların dikkat etmesi gerek” demesi üzerine, bu söyleme “ne demek ortalığı bulandırmak” diyerek tepki gösteren izleyici avukat Alp Tekin Ocak, sanık avukatlarının isteği üzerine mahkeme başkanı tarafından duruşmadan atıldı. Müşteki avukatları, hakim tarafından “terbiyesizler” hakaretine maruz kaldı. Duruşmalarda katılımcıların telefonları toplanarak yaşanan hukuksuzlukların sosyal medyada anlık paylaşılmasının önüne geçilmek istendi. Sözün kısası duruşmalar boyunca katiller değil, işçiler yargılandı.

Bu katliamın 3. yılı dolmak üzereyken, Torunlar GYO yeni bir iş cinayeti ile gündeme geldi. Aynı şirketin Eyüp’te bulunan bir projesinde, inşaatta meydana gelen bir göçük sonucu bir işçi yaşamını yitirirken, iki işçi yaralandı.

İş cinayetleri kapitalizmin fıtratında vardır!

İş cinayetleri, kapitalist işin kendisinden kaynaklanır. Kapitalizmin ortaya çıkmaya başladığı 17. yüzyıldan itibaren iş cinayetleri de var olmuştur. Amerika’daki madenci katliamları, İngiltere’deki dokuma işçilerinin durumları vs. Patronlar tarafından sürekli uygulanan hızlı çalışma baskısı, günlük çıkarılması gereken ürün sayısı dayatması, aşırı uzun iş saatleri iş cinayetlerine davetiye çıkarmaktadır. Bir işçi ölümünün iş cinayeti olarak değerlendirilmesi için zorunlu olarak alınmayan somut önlemler olması gerekmez. İşçi üzerinde sürekli olarak uygulanan mobbing, uzun mesai saatleri, çalışma yaşamı üzerinde işçinin söz hakkı sahibi olmaması iş cinayetine sebep olan faktörler arasındadır. Kapitalist için önemli olan kârdır ve kâr için, üretim sürecindeki maliyeti sürekli olarak düşürme yoluna gider; işçi ücretlerini kısar, çalışma süresini uzatarak işçi sayısını düşürür, iş güvenliği önlemlerini almaz vs. İSİG Meclisi sözcüsü Murat Çakır’ın Torun Center katliamının ardından gazetemize verdiği bir röportajda kullandığı “öldürmek önlemekten daha ucuz” cümlesi en özlü ifade olur herhalde.

Bu coğrafyada da Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne iş cinayetleri değişmez bir gerçek olarak kalmıştır. Ancak iş cinayetlerinde bir yoğunlaşmadan söz edeceksek bunun 1980 sonrası dönemde yaşandığını söyleyebiliriz. 12 Eylül askeri faşist darbesinin ardından patronlar “gülme sırası bizde” diyerek yeni dönemi tarifliyorlardı aslında. ‘80 sonrası başlayan özelleştirme saldırıları, nüfusun yarısından fazlasının işçileşmesiyle oluşan sınıf bilincinden uzak tutulmuş genç işçi kuşağı, sınıfa dönük sendikasızlaştırma-örgütsüzleştirme saldırısı iş cinayetlerinde yaşanan artışın başlıca nedenlerindendir. Sınıfın örgütsüz kalmasıyla beraber yaşadığı hak gasplarının yanı sıra iş cinayetlerine, işçi katliamlarına verdiği tepki de azalmış, ayrıca topluma empoze edilen dinci-gerici bakış açısıyla kaderci eğilim beslenmiştir.

Sermaye devletinin gerek iş güvenliği konusunda, gerekse iş cinayetleri karşında tutumu sınıf kimliğine uygun bir şekilde kapitalistlerden yanadır. Biz bunu Soma’da madenciye atılan tekmeden, iş cinayetlerinin dava süreçlerinden, işçiye kölelik patrona teşvik getiren yasalardan biliyoruz. İşçi ve emekçilerin, karşısındaki bu örgütlü katliam şebekesine karşı örgütlü bir sınıf haline gelmesi gerekmektedir. Sınıfa dönük saldırılara karşı koymanın, iş cinayetlerini önlemenin başka yolu yoktur.